top of page

Zagros’un göğe uzanan karlı zirveleri güneşi bekliyordu… Koyu karanlık önce laciverte, sonra da griye büründüğünde güneşten evvel gökyüzünün yaşlı kartalı belirdi semada. Kanatlarını rüzgârın görünmez akışına bırakmış, yeryüzüne bakıyordu. Onun için sınırlar yoktu, yalnızca doğa vardı: Sert, parçalı ve suskun. Devam etti kanat çırpmaya.


Dev bir yaratığın sırtını andıran sıralı dağların üzerinden uçarken alçaldı, sonra bir kayaya çarpmış gibi gökyüzüne doğru havalandı. Kanatlarının sesi, önce uzun uzun, sonra kısa ve kesik yankılar bıraktı ardında. Zagros’u kendine sığınak eden Medler duymadı bu sesleri… Başka seslere kulak kesilmişlerdi derin uykularından uyanmak için. Yaşadıkları coğrafya hem sığınakları hem de yazgılarıydı. Batıda Mezopotamya’nın sıcak, kana bulanmış ovaları başlıyor; doğuda ise rüzgârın hiç dinmediği Pers Platosu uzanıyordu. Bu dağlar, iki dünyanın arasına gerilmiş kırılgan bir omurga gibiydi; güçlü ama savunmasızdı. Yaşlı kartal yükseklere uçtukça dağlarla ayrılan bu sınırlar kaybolup yitiyordu. Her şey birer zerreden ibaretti onun gözünde. Nihayet alçaldı. Kanatlarını gövdesine doğru büküp yan döndü. Telaşsız bir esinti değdi kanatlarına, süzülür gibi alçaldı, alçal dıkça keskin sarı bakışları evlere takıldı. Küçük birer taş kütleyi andırıyordu evler. Çamurun birbirine yapıştırdığı taşlardan ev ler, biçimsiz, savunmasızdı. Dağların haşmeti yanında neredeyse yok gibiydiler. Bu yok gibi varlıklarının içinde derin ve bir o kadar da büyük huzursuzluk vardı. Zirvelerdeki derin sessizlik 11 sanki aşağıya indikçe bozuluyordu. Sessizliğin içine bilenen mızrakların mekanik hışırtısı karışıyordu. İnce, tiz bir çığlıktı sesleri. Dağlarda uluyan kurtların, çakalların saldığı korkuya denkti bu mekanik uğultu. Diğer yanda, ufukta beliren Asur sancaklarının taşıdığı dilsiz korku yükseliyordu... Yaşlı kartal, doğaya ait olmayan bu seslerin de üzerinden uçtu. Asil gövde sini taşıyan kanatlarının üzerinden baktı Zagros’a… Zagros’un evvel zamanlarda olduğu gibi taştan, topraktan, ağaçtan, çalılardan, çiçeklerden, türlü çeşit hayvandan ibaret bir yeryüzü olmadığını anladı. Tüm bunların dışında, başka bir şeyden ibaretti Zagros: Birbirine uzak, birbirine kuşkulu, küçük hesaplar uğruna kolayca kan döken kabilelerden. Bu sert coğrafyanın ne kadar savunmasız olduğunu görerek yönünü değiştirdi.


Vadilere uzandı keskin bakışları, yerin yedi kat dibine kadar uzanan bütünlük, yerin yüzeyine doğru parçalanmıştı. Bir çığlıktı sanki bu parçalanmışlık. Doğaya uyumsuz bu insanların yüzünden can çekişiyordu toprak, bu yüzden olsa gerek besleyemiyordu insan denen mahlûkatı. İnsanın buna kıtlık dediğini bilmiyordu kartal, fakat sezdiği, insan denilen sürünün, Zagros’a sığınan bu kabilelerin kendilerini yönetemediğiydi. Yönetebilselerdi vadileri sulayan yağmura kan karışmaz, kurumazdı toprak…


Tam o sırada rüzgâr yön değiştirdi. Vadide, arkalarında toz bulutu bırakan bir grup belirdi. Ve yine tam bu sırada, güneş, önce Zagros Dağları’nın karlı zirvelerine, sonra dörtnala giden atlıların ellerindeki mızraklara değen ışık, vaktin geldiğini haber verir gibi kırılarak etrafa saçıldı. Yaşlı kartal etrafında daireler çizerek bir süre daha uçtu, sonra, atlarla yarışır gibi takıldı peşlerine. Bunlar gördüğü ilk atlılar değildi, son da olmayacağını bildi; bir su gözü ya da otlak meselesiydi atların varmaya çalıştığı yerdi ve yine bildiği, bu kadim toprak kanla sulanacaktı. Bunun içindi geceyi bu sabaha ve daha sonraki sabahlara hazırlayan mekanik sesler. Yüzyıllardır tekrarlanan anlamsız bir döngüye tanıklık etmeye uçarken, uçuşunu, vadinin birleştiği yüksek kayalığın üzerinde sessizce duran biri bozdu. Sarsıldı. Gökyüzüne tutunur gibi kanat çırptı, nihayet kanatlarının yelpazesini açtığında kayalığın üzerinde duran adama doğru yöneldi. Üzerinde kaba yün harmani vardı. Duruşunda garip bir ağırlık, bakışlarında dağları bir araya getirebilecek kadar sert ama uzak bir düşünce gizliydi.

Bu adamı tanıdı yaşlı kartal. Nereden tanıdığını bilmeden hatırlardı, belki gözlerinden, belki duruşundan hatırlıyordu onu; Deioces’di bu… Atlıların peşinden gitmeyi çıkardı yaşlı zihninden, fakat Deioces’in yanına da varmadı, keskin bir çığlık atarak göğe doğru yükselip bulutların arasına karıştı.


Aşağıda biraz sonra olacakları görmedi yaşlı kartal, belki de görmek istemedi. Çünkü yaşlı kartal, bu dağların eteğinde artık sadece kan akmayacağını, bir ormanın köklenip filizleneceğini de hissetti… Hatta bunu ilk hisseden Zagros’un bu yaşlı kartalıydı… 

Zagrosların Gölgesinde MEDLER / Uğur Yılmaz

₺350,00 Normal Fiyat
₺262,50İndirimli Fiyat
Adet
    bottom of page